İÇİNDEKİLER
ARAMA:

HÜKMEN ŞEHÎD

“Ey it­mi’nâ­na er­miş (ita­at­kâr) nefs! Sen O’ndan, O da sen­den râ­zı ola­rak Rab­bi­ne dön! (Sâ­lih) kul­la­rı­mın ara­sı­na ka­tıl ve cen­ne­ti­me gir.” (el-Fecr, 27-30)

Özü iti­bâ­riy­le tasavvuf; gö­nül âle­mi­mi­zin, Cenâb-ı Hakk’a yakın bir hâ­le ge­lmesidir. Bu sâyede Hak Teâlâ, muhabbetiyle bütün gönlü kuşatmaya başlayacak ve gittikçe daha fazla tanınarak kulda bir “vuslat” kıvâmı oluşacaktır. İşte bu kı­vam; bi­zi kur­ta­ra­cak olan keyfiyettir. Bizlere Hi­ra ve Sevr’den ka­lan mu­kad­des bir mî­ras­tır. Bu hâli elde edebilmenin yolu ise, kalb tas­fi­ye­si ve nefs tez­ki­ye­si­dir. Diğer bir ifâdeyle tasavvuf, sulhü olmayan mânevî bir cenktir. Yâni bir ömür boyu nefsin süflî arzularını bertarâf etmeye çalışmaktır. Tasavvuf; ihlâstır, istikâmettir, rızâ ve teslîmiyettir.